PARÇALANMIŞ DEĞİLİM

İçimdeki Venüs, Ceres, Juno, Ay ve Lilith’e ithafen…

Her biriniz tüm kadın hallerime denk gelirken; bazen bu kadın olma, değer görme, değer verme, suçlu olma, suçlu hissettirme, ödün verme ve bencil olma seçimleri arasında boğulmuş hissediyorum kendimi.

Birini seçerken, ötekinden vazgeçmem gerekiyor.
Her seçimin sonunda ödenen bedelleri aslında tek başıma ödüyorum.

Bir seçim yapmam için fikir beyanında bulunanlar, beni oradan oraya itenler; iş sonuçlarıyla yaşamaya gelince “sen seçtin” diyorlar.
Bizi buna mecbur bıraktık halleri, senin güle oynaya yaptığın bir seçimmiş gibi gösteriliyor.

Çoğu zaman, birçok durumda seçim hakkım olduğunu bile fark etmeden “evet” demişim önüme düşen her şeye.
O zamanlar öz farkındalığım daha azmış.

Farkındalığım yükseldikçe kendime şu soruyu soruyorum:
“Bu bana hizmet edecek mi?”

Önceleri kendimi seçtiğimde suçluluk duyardım.
Zaman geçtikçe, insanın kendini seçmesinin en doğal hali olduğunu fark ettim.

İnsan beşer, şaşar, göçer…
Ama günün sonunda hep kendini seçer.

Aslında en büyük kızgınlığımız da, günün sonunda kendimizi seçmeyişimizdir.

Kendini seçenlere kızdığımız şey, en çok çalıştırmamız gereken kasımızdır.

Kendini seçtiğinde seni seçmeyen sevdiklerine kızma…
Çünkü onlar en çok senin o kolay kullanılabilir, manipüle edilebilir, hayır demeyi bilmeyen tarafını kucaklamışlardır.

“Sen olma” alışkanlığını bıraktığında, ilişkilerindeki anlamlar da bir sis bulutunun dağlardan çekilmesi gibi hayatından çekiliverir.

Sen kendini seçtiğinde, ilişkilerin en çiğ haliyle gözünün önünde belirir.

Çiğ, pişmiş, yanmış…
İnsan, insanla büyür; kendine daha derinlemesine bakar ve dönüşür.

Buradan, hoş ya da nahoş; bize ayna tutan, öyle ya da böyle değer katan ya da katmayan herkese teşekkür olsun.

Sizlerin aynalığı olmasaydı, ben — sen — bugünkü ben olmayacaktım.

Sevgimle 

Neslijiim