SÜRÜDEN AYRILANLARIN ŞARKISI
İçindeki Vahşi Kadın Hâlâ Şarkı Söylüyor… Sadece Onu Hatırlaman Gerekiyor.
' Herkesin çok iyi bildiği, fakat çok az insanın gerçekten gördüğü gizli bir yerde yaşayan yaşlı bir kadın vardır. Doğu Avrupa masallarından çıkmış gibidir. Kaybolmuş, başıboş ya da arayış içinde olan insanların yolunun ona düşmesini bekler gibi yaşar.
İhtiyatlıdır. Genellikle kıllarla kaplıdır, şişkodur ve özellikle arkadaşlıktan köşe bucak kaçmaya çalışır. Hem gaklar hem gıdaklar; çoğu zaman insan sesinden çok hayvan sesi çıkarır.
Bu kadının birçok adı vardır:
La Huesera (Kemik Kadın)
La Trapera (Toplayıcı Kadın)
La Loba (Kurt Kadın)
La Loba’nın tek işi kemik toplamaktır. Özellikle dünyada kaybolma tehlikesi olan canlıların kemiklerini bulur, toplar, korur ve saklar.
Mağarası çöl yaratıklarının kemikleriyle doludur. Ama onun gerçek uzmanlık alanı kurtlardır.
Dağlarda, kurumuş dere yataklarında kurt kemiklerini arayarak toprağı didik didik eder. Sürünür, emekler, sabırla arar. Bütün bir iskeleti bir araya getirdiğinde ve son kemik de yerine yerleştiğinde, yaratığın o güzelim beyaz heykeli gözlerinin önünde uzanıverir.
Sonra ateşin yanına oturur ve hangi şarkıyı söyleyeceğini düşünür.
Emin olduğunda yaratığın yanına gider, kollarını kemiklerin üzerine kaldırır ve şarkı söylemeye başlar.
O anda kurdun kaburga kemikleri ve bacak kemikleri ete kemiğe bürünmeye başlar. Yaratık kürkle kaplanır.
La Loba şarkı söylemeye devam eder. Yaratığın bedeni varoluşa biraz daha yaklaşır. Kuyruğu kabarık ve güçlü bir şekilde yukarı kıvrılır. Şarkı yükseldikçe kurt soluk alıp vermeye başlar.
Sonra La Loba öyle derinden bir şarkı söyler ki çölün zemini bile titrer.
Kurt gözlerini açar, ayağa fırlar ve kanyona doğru koşarak gözden kaybolur. Koşusunun bir yerinde — belki hızın etkisiyle, belki bir nehre değmesiyle, belki de güneşten ya da aydan gelen bir ışığın tam üzerine düşmesiyle — kurt birdenbire özgürce kahkahalar atan bir kadına dönüşür.'
Kurtlarla Koşan Kadınlar,Calarissa P. Estes
Hepimiz yola başlarken içimizde şarkı söyleyen o özgür ve vahşi kadınla doğarız. Ama doğduğumuz coğrafya, ailemiz ve sosyal çevremiz zamanla bizi ondan uzaklaştırır.
“El âlem ne der” cümlesini,
“Göğsünü kapat”,
“Şuh kahkaha atma”,
“Reglini gizle”,
“Sesini yükseltme”,
“Erkeğe itaat et” gibi öğretileri çoğu zaman en yakınımızdaki kadınlardan öğreniriz.Onlarda en yakınlarından öğrenmişlerdir. Sorgulmadan, otomatik viteste öğrenilenler kuşaklar boyu aktarılmıştır;ninelerimizden,annelerimize, teyzelerimize, kız kardeşlerimize …Küçük kabilemizin kadınları, ait olabilmemiz için onlar gibi olmamızı ister. Bazen sözlerle, bazen sessiz davranışlarla bizi kendilerine benzetirler.
Ve bir gün fark ederiz ki aynı döngülerin, aynı davranış zincirlerinin içinde sıkışıp kalmışız. Önce başımıza gelenler için kabileyi ve başkalarını suçlarken buluruz kendimizi.Sonra bir farkındalık gelir:
“Eğer bunu ben yaşıyorsam, değiştirecek olan da benim.” iç sesi gümbür gümbür bağırır içerden.
İşte o anda içinde,uyuyan La Loba yeniden kıpırdamaya başlar.Üzerine serpilen ölü toprağını silkeleyip,Parçalanmış yanlarını geri çağırman için.Çağrıyı dinleyenler kendilerine iyi gelen pratikleri yapmaya başlarlar,hayatlarına yeniden canlılık katmayı öğrenirler.
Kalblerinin en bastırılmış duygularını, yaşamın ilk nefes aldığı yerde yeniden uyandırırlar.
Ve hatırlarlar :
Vahşi yaşam enerjisi dışarıda değil, zaten içlerindedir.
Kendi kemiklerinin üzerine, sürüden kopma ihtimalini göze alarak kendi olma hâlini deneyimlemek için şarkı söylemeyi öğrenirler.
Çünkü bazen bir kadının en büyük cesareti, sürüden ayrılmayı göze alarak kendi ruhunun sesini takip etmesidir.
Ne zaman şarkı söylemeye hazır bir kadın görürsen elinden tut.
Şarkısının yükselmesi için ona alan aç.
Çünkü ruh sesini geri alan her kadın hayatın canlılığına, renklerine dokunur.
Peki ya sen sevgili okuyucu
İçindeki vahşi kadının kemikleri üzerine yeniden şarkı söylemeye hazır mısın?
Neslijim